Şiddet ve çocuklarımız

Tam artık şiddet, korku, öfke gibi güçlü olumsuz duyguları konuşmayı bırakalım derken günlük hayatta tekrarlaran bu tür haberler beni bu konuda yazmaya yönlendirdi. Bu kez yetişkinlerin davranışlarının sonraki nesil dediğimiz çocuklarımıza nasıl yansıdığını yazmalıyım dedim. Şu sıralar Doğan Cüceloğlu’nun öğretmenin gücü üzerine yazdığı “Öğretmenim Bir Bakar mısın?”  isimli kitabı elime geçti.  Ve bugün kendime çocuklarımızı şiddet ve öfkeden ve hatta psikolojik şiddetten uzak tutmanın önemini yazmak istedim.  Bu konuda herkesin hemfikir olduğundan eminim. Ama sanırım bazılarımız ve hatta pek çoğumuz kendimizi kontrol edemediğimiz durumlarda olumsuz davranış biçimleri sergileyebiliyoruz.

şiddet

Bu davranışları çocuğumuzdan uzak tutmayı da nasıl yapacağımızı bilmiyoruz.  Bazılarımız korkunun eğitimde yerinin önemini terk etmekten korkuyor. Şimdiye kadar en çok karşılaştığım davranış sebebi olarak gösterilen bir neden bu oldu.” Çocuğun biraz korkması lazım.”   Böyle bir düşüncenin terk edilemesi sadece sizin çaresizliğinizin nedeni olur. Ne yapacağınızı bilemez durumdaysanız korku salarak baş etmeye çalışırsınız.  Korku saldığınızda olaylara dur dersiniz.  Ancak çocuk için geçici bir “Dur” olur.  Duygusal manada çocuğun içinde çoğu zaman nedenini bilemediği bir olumsuzluk hayatını şekillendirecektir.  Kendisini ezilmiş, değersiz, korku içinde hissedecek ve sebebini bile soramayacaktır.  Sorsa ne olur ki, cevapsız kalma yada yetersiz bilgiyle tatmin olmayacağını bilecektir.

Peki , hiç olumsuz duygularla tanıştırmadan çocuk yetiştirilir mi?

Tabiki bu mümkün değil ve hatta hedefimiz değil. Burada en kritik nokta sebebinin bildirilmesi, makul bir neden gösterilmesi, çocuğunuzun bakış açısının sorgulanması, sonucunda kendisine ilerleyebileceği bir hayat dersinin çıkartılmasına imkan tanınması…  Bütün bunlar tamamlanabildiğinde olumsuz olaylar pozitif algıyla kolayca yer değiştirilecek,  hayat kesintiye uğramadan devem edecektir.  Kesintiye uğraması, olayın çocuk üzerinde travmatik bir etki yaratması demektir. Hep travma yaratmayalım deriz ama bu konuda da ufak bir bilgi aktarayım.  Travmalarında kendi içinde iyileştirici ve ilerletici yönü vartır. Bunlar gelişim sürecimizi etkileyen itici güçlerdir ve küçük travmalar denilir.   Ve inanın daha önceki cümlelerimde anlattığım gibi makul bir neden ve açıklama travma niteliğindeki pek çok olayı küçültür ve baş edilebilir bir nitelik kazandır.   Hatta bunun üstesinden gelmek ayrıca bir başarı duygusu bile yaratacak, kişiliğe paha biçilmez bir değer katacaktır.

O zaman özetle öncelikle

“Ben baş edemiyorum. Kendimi öfkeyle ifade ediyorum. Bunu değiştirebilirsem çocuğumu da şiddet, korku duygularından korurum”

Ve;

“Elimde olmadan yaşadığım olayda gösterdiğim zafiyetin telafisi sebep ve açıklama olabilir.”

“Diyalog kurmalıyım ve kendimi ifade etmeliyim. Çocuğum da yaşı kaç olursa olsun bir birey ve ben ona ışık olmalıyım”

Neden olmasın??

Sağlıcakla kalın.

Uzman psikolog Neşe ÖZKARSLI

Bir önce ki “Neden sevdiklerimize zarar veririz ” başlıklı yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.