Şiddet

Bazı bilim adamları insanın doğuştan şiddete eğilimli olduğunu, bazıları ise sonradan şartlarla kazanıldığı görüşünde olduğu bir davranış biçimidir şiddet.  Davranış bozukluğu demiyorum çünkü önceden canını kurtarmak ya da aç kalmamak için bir veya birçok geçerli sebepten dolayı davranış biçimi olduğu, gereksiz ve aşırı, korkutucu biçimlerde uygulanmasının ise davranım bozulmaları olarak değerlendiriyorum.

Şiddet, kelime kökeni itibarıyla Arapçadır ve şedd kelimesinden gelmektedir. Bir hareketin kuvvetin veya gücün derecesi olarak tanımlanmaktadır. Kelime özü itibarıyla aşırılık ve normal dışı davranışı içerdiği için bir duygunun aşırılığı veya inandırma veya uzlaşma yerine kaba kuvvet kullanma anlamlarına da gelmektedir.

şiddet

Doğada var olduğumuza göre, bir kaplanın avlanması ya da bir serçenin beslenme biçimini şiddet olarak algılamayız. Besin zincirinin üstünde veya altında olmak beslenmek için öldürmek şiddeti tarif etmez. Bu nedenle ilk insansılardan itibaren açlığın giderilmesi işlemi şiddet değildir.

Şiddetin ve diğer davranış modellerinin soylar arası öğrenmenin etkisiyle genetik geçişlerinin beraber olduğu kanaatindeyim.  Ancak; sosyal bir varlık ve aynı zamanda, zaman kavramı en gelişmiş olan, ölümün manası, kanun ve kurallarla sınırlandırılarak düzen sağlayan varlıklar olarak ki sayamadığım konuyla ilgili veya ilgisiz pek çok farklı özellikleriyle diğer canlılardan ayrılan insanın gereğinden fazla, sahip olma duygusuyla çevresine ve hatta kendi hemcinsine, kendi soyuna şiddet uygulaması, katletmesi, acı çektirmesi, yok etmesi… vb gibi kavramlar bilim adamlarının halen çalışmaları dahilinde devam etmektedir.  Katıldığım bir sonuç var ki, sizinle de paylaşayım…

Şiddet yumuşatılabilir mi?

Araştırmacılardan José María Gómez’e göre, şiddet eğiliminin bazı ekolojik ve kültürel faktörler ile yumuşatılabilmesi mümkün. Bizim bakış açımızla, araştırmanın ana mesajı şu; kökenimizde ne kadar şiddete eğilimli olduğumuzun hiç bir önemi yok. Kişiler arası şiddet seviyemizi, sosyal çevremizi düzenleyerek düşürebiliyoruz. Yani eğer istersek, çok daha barışçıl bir çevre de yaratabiliriz!

Peki bu bilgilerle, en basitinden başlamak gerekirse, çevresine yani doğada bulunan bitki ağaç yada doğal düzene zarar veren, hayvanların acı çekmesine neden olan, çocuklara ve hatta eşlerine şiddet uygulayan bir insan haline nasıl gelebiliyoruz. BU davranışları nereden ve nasıl öğreniyor ve aktarıyoruz. Aktarmamız için doğruluğuna inanmamız gerekir ki bazı davranışları sorguladığımızda bunun normal olduğunu ve zaten öğle olacağını düşünen bir çok insanla karşılaştım. Onlar değişmez bir öğretiydi maalesef ki.

Çocuğunu dövmeyen dizini döver,

Kadının karnından sıpayı sırtından sopayı eksik etmeyeceksin,

Gibi bazen gülümseten ama bence ifade buldukça nesil aktarımı için  zemin hazırlayan cümleleri kullanıyoruz.   Zevk için avlanıyor, yerine koyamayacağımız doğada katliamlara devam ediyoruz.

Çok önceden sosyal medyada karşılaştığım bir videodan etkilenmiştim. Abisinin parmağını ısıran bebek kardeş ki ikisi de küçük çocuk tu, abi acısından ağlıyor ve annesine dönmüş parmağımı ısırıyor diye sesleniyor.  Bizde sanırım sahne farklı olurdu diye düşünmüştüm. Canı yanan abi bir tokatla acıdan kurtulur, kardeş ciyaklamaya başlar anne gelir abiyi döver, ikisi de bir süre ağlar ve her şey unutulur…. Mu?   Şiddete maruz kalan unutmaz.  İsterseniz hemen cevap verin isterseniz zaman a bırakın bir gün mutlaka öcünü alacak bir yol bulacaktır.

Medeniyet sahibi olan kişilerle ilkel düşüncede olanların bu öc alma işi farklılık gösterir diyebilirim.  Yine geçenlerde okuduğum bir haberde yıllarca evinin kapısının önünde emekle dikip büyüttüğü ağacın kaldırımları bozduğu gerekçesiyle belediyenin kesmesinden dolayı çok canı yanmış amcam, Afrika dan getirttiği kısa zamanda büyüdüğü ve çok geniş bir gövdeye sahip olduğu için, boaba ağacını dikerek öç almıştı.  İşte size medeni bir cevap.. O zaman yaşamımızda şiddete maruz kalmanın bedeli tekrar şiddet kullanmakla insanlık neslinin belki çok ileri zamanlarda ama öncelikli olarak kendi benliğimizin zarar görmesine neden oluruz diyorum. Bir bedel ödenecekse manevi anlamda da bir kazancımız olmalı ve hiçbir zaman yıkıcı bir nitelik kazanmamalı…

Uzman Psikolog Neşe ÖZKARSLI

Bir önce ki ” Bağımlılık ” başlıklı yazımıza buradan ulaşabilirsiniz.